karşısına oturup bir sure onu izledim. artık hayatın son sayfalarında, meraksızca romanın sonunu bekleyen biri gibi duruyordu. belli ki yorulmuş vücudunun umursamazlığına daha fazla dayanamamış ve kendini otogarın metal sıralı sandalyelerine bırakıvermişti. dizlerini bükmüş, sandalyeye sığmayan vücuduna bastonunu iyice yaslamıştı.
öyle ya belki şu günlerde yanından ayıramadığı tek dostu kendi gibi hafif yosun tutmuş bu bastondu. ne kadar da güzel sarılmış uyuyordu bastonuyla beraber. bi bebek gibi görünen, hayatının son sayfalarındaki bir ihtiyar ya da daha doğrusu hayatının son sayfalarındaki yaşlı gibi görünen bir bebek.
biraz utanarak da olsa insanların ondan gözlerini kaçırmasına inat yüzüne bakıyorum yaşadıklarının bir parçasını görebilmek umuduyla. beklediğim hiçbir şey yok bu masum, kırışıklıkların zorla kendine yer edindiği, kirli dedikleri temiz sakallı yüzünde. ama neden insanlar bu kadar çekingen gözlerle ona bakıyor, ben neden utangacım onu gözlemlemeye çalışırken?
kıyafetleri ilgimi çekiyor. hani hep yaşlılara çok yakışır ya toprak rengi ceket ve pantalon, işte üzerinde de tam böyle bir takım var. belli ki yıllar önce, mutlu bir günde giyilmek için alınmış. üzerine hafifçe eğildiğimde hala mutluluğun kokusunu alabiliyorum. sanki artık daha bir yakın hissediyorum onu kendime.
ama ne kadar eskimiş üzerindeki kıyafetler. acaba yenisini alacak parası mı yok yoksa olan parasını da yenilerin çok daha fazla yakıştığı insanlara mı harcıyor? kim bilir belki oğluna, belki kızına, belki de torununa. o eski kıyafetlerin altında ne kadar kıymetli bir kalp saklı?
daha yakın hissediyorum kendime artık bu yaşlı amcayı. onun için bir şeyler yapmak istiyorum ve tam bu his beni kapladığında bazı şeyleri anlamaya başlıyorum belki de. insanların ona neden çekingen gözlerle baktığına kendimce bir anlam yüklüyorum. çekiniyorlar çünkü benim gördüklerimi görmekten korkuyorlar. biliyorlar ki ne kadar uzun süre bu yaşlı amcaya bakarlarsa o kadar çok ona yardım etmeye, bir şeyler yapmaya çaba gösterecekler. kaçımızın bunu yapmaya zamanı var? ya da kaçımız onlara karşı cesaretini toplayıp gözlerinin içine bakabiliyor?
bir şeyler yapmalıyım diye sayıklıyorum içten içe. tüm vücudumda yankılanıyor bu ses. damarlarımdan akışını hissedebiliyorum. sonra otobüsümün kalkmak üzere olduğunu farkediyorum ve son bir kez metal zemin üzerinde bastonuna sarılmış bebek gibi uyuyan amcaya bakıyorum.
bir şeyler yapmalıyım diye düşünürken yazmaya karar veriyorum.
Etiketler: Deneme
Kimsesiz olduğumu düşünüyorsunuz değil mi?
Ne kadar da yanılıyorsunuz oysaki
Benim yalnızlığın var yanımda
Başını da omzuma dayamış
Masum hayallerimi görebiliyorum gözlerinde
Beni nasıl bu kadar iyi anlayabiliyor
Merak ediyorum gizli saklı
Ayna bile göstermiyor beni onun ruhu gibi
O kadar da utangaç ki
Benden başka kimseyle tanıştıramadım onu
Sadece bana ait olmak istediğini söyledi
Her tanıştığımız insanla biraz daha
Masumiyetimizi mi yitiriyoruz acaba?
Korkuyorum bazen söylediklerinden, anlattıklarından
İyiliğim için hepsi biliyorum
Ama ben onlarla yüzleşebilecek kadar güçlü müyüm?
Elimi sımsıkı tutuyor bu anlarda
Yavaşça kulağıma yanında olduğunu fısıldıyor
Korkmadan karanlığa adımımı atıyorum
“Yanındayım hayatım korkmana gerek yok”
Usulca bir ses geldi, onun sesi olduğunu biliyorum
“Elimi hiç bırakmayacaksın değil mi?”
Cevabını biliyorum hâlbuki
Kimseyi bu kadar iyi tanımıyorum ki ben,
“Beni düşünebildiğin her an” diyor gülerek
Beni nasıl bu kadar iyi tanıyor merak ediyorum…
Etiketler: şiir
bu anlar koymaktan ziyada kişiye iç huzur verir, kaybolup gidilir böyle anlarda, ne var olmak istenir ne de yok olmak.
gecenin geç saatleridir genellikle saat önemsizdir. düşünceler içerisinde karanlığın içine doğru, sanki bir şeyi görmek istemişcesine donuk ve tepkisiz bir şekilde bakılır. gün ışığında aklınızın ucundan bile geçmeyen bütün o karanlık düşünceler bir anda zihninizi işgal eder.
kurtulmak istenmez hiçbirinden, gerçeklikle hayalin ayrıldığı o ince çizgide gidip gelinir, bazen hayalden gerçekliğe bakılır diğer zamanlar ise gerçeklikten hayale. hangisinin önemli olduğu değersizdir çünkü gerçeklik algısı çoktan kaybolmuştur.
kişi çelişkilerini görür böyle zamanlarda, aynanın gösteremediği şeyleri gösterir karanlık. gözlerine bakıldıkça karanlığın her şey daha da kararmaya başlar ve her şey daha da karanlıklaştığında görüntüler netleşir.
kimi zaman görüntüler ürkütür bünyeyi koşup ışık açılmak istenir, çoğu zaman gerçektir hayallerin içinde, görmek istenmeyendir.
bir şeyler yapmak ister kişi böyle zamanlarda, görünenler iç burkucudur, kapıdan çıkıp bütün hepsine çözüm bulmak arzulanır, sonra uyku kollarını açar her zaman ki gibi. uyumadan önce düşünülür görüntüler, hepsi bir bir not edilir. gündüz yapılacak çok şey vardır.
gün ışığını sevmez bu düşünceler, hepsi kendi karanlığında sizi bekler, gün sizin gününüzdür gece onların gecesi...
Etiketler: Deneme
günün en güzel zaman dilimi. gecede her zaman bir masumiyet vardır. kişiye bir şeyler yaptırmaya çalışmaz, ne gündüzün durmak bilmeyen temposu ne de akşamın nahoşluğu, sadece sizsinizdir gece.
kendisiyle yüzleşemeyenlerin korkulu zamanlarıdır geceler. ne kadar kaçmak isterseniz isteyin kendinizden, bir kez saat geceyi gösterdimi nereden geldiğini siz daha anlayamadan, yüzleşmek istemediğiniz kendiniz karşınıza dikiliverir. gözler kapanır işte bu anlarda. gecenin içerisinde o korktuğunuz siz, sizi bekler durur. ta ki güneş doğana kadar. gün kandırır sizi. hatalarınızı, günahlarınızı her ne kadar karanlık olsalarda aydınlatır ve sizde ona kanar yaşamaya devam edersiniz bir diğer geceye kadar.
geceyi sevenler ise kendisiyle, yaptıklarıyla yüzleşebilenlerdir. biraz heyecanlı, biraz sabırsız belki biraz tedirgin, kendilerini beklerler gecenin huzurunda. bütün gece yaptıklarını konuşurlar, çoğu zaman tartışırlar üstelik ama her zaman birbirlerini anlarlar. şehrin sessizliği kısık sesli düşüncelerin bile duyulmasını sağlar. güneşin doğuşu böler bu güzel anları. eller kendine uzanır, sıkıca tokalaşılır, gözler bir başka konuşmanın hevesi ile kapanır.
gecenin kutsallığı, yalansız olmasıdır. saflık sadece gecenin karanlığına bakılırken kendini gösterir.
Etiketler: Deneme
Bir adım attı geceye doğru,
Gitmek istiyor muydu?
Biri hoş geldin der miydi oralarda?
Emreden kelimeler çıkar mıydı ağızlardan?
Karanlık orda da saklar mıydı kusurlarını?
Cevapları bilmiyordu,
Öyle ya zaten bilmekte istemiyordu
Cevaba dair hayallerdi köklerini saldığı
Ne kadar derin olursa o kadar iyi
Belki de koparılması ne kadar zorsa
Bir o kadar da kötü
Bu hayaller olabilir miydi ona yaşam enerjisini veren?
Ya da bu hayaller miydi yaşam enerjisini emen?
Düşündüğü kadar güçlü olabilir miydi?
Orda güçsüzleri ezerler miydi?
Sessizce gecenin içinde ilerledi
Gün bunu duysa aldatılmış hisseder miydi?
Peki ya gece günün bu kadar içinde olduğunu bilse?
Gece bu kadar şefkatli olur muydu?
Peki ya gün bu kadar yapıcı?
Titreyen vücudunu umursamadan
Kendini karanlığın derinlerine doğru savurdu
Günsüz ve gecesiz bir ora düşündü
Ve bir kök daha saldı derinlere…
Etiketler: şiir
Neyle karşılacağını bilmeden, adımlarının onu koridora götürmesine izin verdi . Sadece birkaç düşünce vardı beynini kemirip duran ve cevapları da biraz sonra açacağı kapının tam arkasında duruyordu. Bir an duraksadı ve öylece kapıyı izledi. Evin herhangi bir kapısından uzaktan bakınca en ufak farkı yoktu. Kapı belkide yıllardır boya yüzü görmemişti. Her insanın yaşadıkları bir şekilde bir yerlerde bir iz bırakırdı tıpkı bu kapının üzerindeki izler gibi.
En derin yaralar sanki kapıyı ikiye ayırmak istercesine ortada yoğunlaşmıştı. Her bir yarık farklı açılarla sanki ulaşması gereken bir yer varmışcasına ilerliyordu ve mutlaka bir diğer yarıkla bir noktada kesişiyordu. Ve sonra o bir başka yarıkla ve oda bir başka yarıkla. Kenarlara dogru yaraların boyutu küçülüyordu. Kenarlarda ise sadece çarpmanın etkisiyle oluşmuş ufak çentikler vardı.
Çentiklerin her birine dikkatlice baktı. Biraz uğraşsa belkide, hepsinin ne zaman olduğunu hatırlayabilirdi. Sonra birden daha önce farketmediği bir yara dikkatini çekti. Kapının üzerindeki her şeyi adı gibi bildiğini düşünürdü halbuki. Öyle ya hayatındaki en önemli şey o kapıydı, nasılda bilmediği bir şeyi olabilirdi?
Dikkatlice yarayı incelemeye başladı. Kapı kolunun hemen altından neredeyse hiç belli olmayacak şekilde başlayıp çok ince bir çizgi halinde kapının diğer tarafına kadar ilerliyordu. Bittiği noktada ise başladığı noktaya göre daha kalın ve belirgin bir iz vardı. Sanki yara nerede başladığını özellikle saklamak istemişti ama bitişini göstermekte bir sakınca duymuyordu. Kapının üzerindeki en belirsiz yara olsada en zarar verici yara bu olmalıydı. Daha önce bunu farkedemediği için kendini ukala ahmaklar gibi hissetti. Sonra bu düşünceleri kafasından hızla uzaklaştırdı ve dikkatini bu yeni farkkettiği yaraya geri verdi.
Görünüşe bakılırsa çok sert ve kısa bir darbe bu çatlağın oluşmasına sebep olmuştu. Darbe kapı kolunun altında bir yerden gelmişti. Böylesine bir çatlağın gerçekleşmesi için kapı darbeyi aldığında ya kapalı olmalıydı ya da ters yönde de ona yakın büyüklükte bir darbe almıştı. Ama şu anda kapının sadece bir tarafını görebildiğinden ilk olasılığın gerçekleşmiş olduğunu kabul etti.
Aldığı bu son darbe kapının görevine devam edebilmesini oldukça zorlaştırmış gibi görünüyordu. Ellerini çatlağın üzerinde boylu boyunca gezdirdi sanki onu yok edebilecekmişçesine. Böyle bir gücü olsaydı eğer bunu hiç düşünmeden kapı üzerinde kullanabilirdi ve harcadığı bu güç için en ufak pişmanlık duymazdı. Hatta bu kapının şimdiye kadar yaptıkları karşısında onun ödediği bu bedel çok küçük bile kalırdı. Ama kahrolsun işte öyle bir yeteneği yoktu ve yapabileceği tek şey sanki yokmuşcasına üzerine bir kat boya çekmek olabilirdi. Ama bunu hiçbir zaman yapmayacaktı. Onaramadığı tek bir çentiğin bile üzerini boyayla kapatmak sadece boya dökülene kadar herkesin sanki o yokmuşcasına davranmasına sebep olurdu ve o noktaya gelen ilk basit darbede o bölgedeki tüm boya dökülür ve çentik kenarlara doğru daha da genişlerdi.
Yaşlı kapı için yapabileceklerini düşündü. Şimdiye kadar elinden geleni yapmıştı halbuki. Hayatında en değer verdiği eşya olmuştu hep bu yaşlı narin kapı. Her gün gelir onu kontrol eder, elleriyle siler, tozunu alırdı. Bu kapıya ondan başka da –kapının arka tarafındakini saymazsak- kimse dokunamazdı. Ama üstündeki yaralar onu yalancı çıkartıyordu. Kederli bir şekilde tekrar elindeki yaralarda gezdirdi. Nolurdu ki hepsi o elini gezdirdikçe üzerlerinde düzelse. Hayattan pek fazla beklentesi olmamıştı ama bu onu eliyle kapıyı onarabilecek bir şeye dönüştürmeye yetmemişti.
Elini kapının yukarılarına doğru götürdü. Kapının belkide yıllara meydan okuyan tek yeri üst tarafındaki cam kısmıydı. Birkaç çizik dışında hala sapasağlam duruyordu. ilk günkü ihtişamıyla, ona bakanların gözünü almaya devam ediyordu. Dikkatsiz bir çoğu kapıya bakar bakmaz bu cama takılı kalıyorlardı. Hepsi kapılarının üzerinde böyle bir cam arzusuyla yanıp tutuşup kapıya methiyeler düzüyorlardı. Halbuki gözlerini biraz daha aşağılara ve derinlere indirseler yapacakları tek şey kapının içler acısı halini görüp dehşete düşmek ve oradan uzaklaşmak olurdu.
Ama bazıları kapının gerçek halini görmeyi başardı. Gözleri her ne kadar kapının camı üzerine takılı kalsada çatlakları fakettiler ve aslında her şey o zaman başladı. Kimisi yardım edip çatlakları onarmayı teklif etti ama onlarında bunu nasıl yapacakları hakkında en ufak fikirleri yoktu. Tekliflerini kibarca reddediyordu her seferinde bu yaraların ona olanları hatırlattığını söyleyip. Ama sonrasında farklı bir şey oldu. Bu sefer teklif edilen kapıyı onarmak değil değiştirmekti. İlk başta ne söyleyeceğini kestiremedi, dili damağı kurumuştu. Yıllardır bu kapıyla yaşamaya o kadar alışmıştı ki başka kapılarla yaşama düşüncesi aklının ucundan bile geçmemişti.
Önce kibarca teklifi reddetti. Günler boyunca böyle bir şeyi düşündüğü için kendine lanetler okudu. Bir türlü kızgınlığını dindiremiyordu. Ama sonra bu düşünce günden güne onu kemirmeye başladı. O kadar kötü bir fikir değil diye düşünmeye başladı ilk önce, sonra bu düşünce ona iyi gelmeya başladı ve en sonunda bu fikri uygulamaya karar verdi. Onun yokluğunda ne yapacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu ama artık yapması gerekenin bu olduğu konusunda emin olmuştu. Kapı o kadar yıpranmıştı ki artık onu zorlamanın bir anlamı yoktu.
Elini artık rengini büyük ölçüde kaybetmiş kapı kulbuna koydu. Beğensede beğenmese de kapının ardındakiyle de bu konuyu konuşacak ve isteğini anlatacaktı. Onun ne tepki vereceği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Belki böyle bir şey için çok kızacak, kapıyı ne olursa olsun korumayı teklif edecek belkide kapıyı değiştirme fikrini oda onaylayacaktı. Ne olursa olsun birazdan bu iş bitmiş olacak diye düşündü ve biraz ürkek de olsa kapıyı ardına kadar açtı…
Gördükleri karşısında ne yapacağını bilemedi. Dizlerindeki gücün bir anda çekildiğini hissetti ve oraya öylece dizlerinin üzerine düşüverdi. Bütün vücudu titremeye başladı ve kendini histerinin kollarına bıraktı. Kapıyı açmadan önce kafasının içinde bütün olasılıkları düşünmüştü ama bu olasıkların hiçbirininde karşılaştığı bu durum yoktu. Bunu nasıl yapabildi diye düşündü gözlerini gördüğü yeni kapının üzerinden çekerken...
Histerinin geçmesini bekledi. Hala kendini küçük düşürülmüş, aldatılmış ve güçsüz hissediyordu ama ne olursa olsun gördükleriyle yüzleşmek için tekrar ayağa kalktı. Farketmediği derin kapıyı mahveden o çatlağın sebebi şimdi anlaşılıyordu. Kapının arkasındaki, bu yeni kapıyı takarken o kadar dikkatsiz ve özensiz davranmıştı ki aldığı çekiç darbeleri kapıyı o hala getirmişti. Ne kadar aptal olduğunu o an farketti. Aslında çatlağı ilk gördüğü anda sebebinin bu olduğunu farketmişti ama bu düşünceyi öyle bir bastırmıştı ki böyle bir olasılığın varlığını dahi kabul etmemişti. Ama ne kadar derine atarsa atsın düşünceleri gerçek karşısında bütün heybetiyle duruyordu.
Düştüğü duruma küfretti, kapının arkasındakine küfretti, aptallığına küfretti ama artık sadece onun olan kapısına baktığında içinden en ufak kötü bir düşünce dahi geçmedi. Kapıyı kapattı ve sanki onu iyileştirecekmişcesini bütün yarıklar üzerinde ellerini gezdirdi am bu sefer bir şey farklıydı. Güzel olan şey kapı değildi üzerindeki yarıklardı ve sadece üzerindeki yarıklar için bile kapı orada sonsuza kadar kalabilirdi.
Etiketler: Hikaye
Benim yarattıklarım bunlar,
Birilerinin beğenmesi için değil,
Sadece kendim için,
Aynaya baksam da görmek için kendimi,
Gördüğüm bir et yığınından farksız
Benim seçimim değil bu yüz, bu vücut
Beni anlatmasını beklemesin kimse
Benim yarattıklarım bunlar,
Aynada göremediğim kendim için
Onlara bakıp kendimi eleştirebilmem için
Kendimi görmek istediğim için…
Hepsinin içinde bir parça ben var
Bazıları olabildiklerim, bazıları olamadıklarım
Belki de olmak istediklerim
Gitme vakti geldiğinde buralardan
Akıllarda kalacak gerçek benler
Bazıları masum, bazıları düzenbaz,
Ukaladır bazıları çok konuşur, az dinler
Ağlar kendi köşesinde, korkar
Kandırır seni, pişmanlık duymaz
Yinede bendir o, maskesiz bir yüzdür
Zaman kırışıklarını çizemez üstüne
İfadesi saftır bir fırçadan çıkmış gibi
Köşesinde bekler gülümser ona bakanlara
Benim yarattıklarım bunlar,
Birilerinin beğenmesi için değil,
Sadece kendim için…
Etiketler: şiir
Durduğunu görüyorum sanki
Karanlık mı seni böyle korkutucu gösteren
Belki de korkudur içimde seni bu kadar karanlığa iten
Sesler var, hepsi farklı, bir şeyler söylüyorlar
Çağırdıklarını duyar gibiyim, ama ya o gülüşmeler
Aklım mı bu oyunları oynayan,
Aklım mı bütün oyunların farkında olmamı sağlayan,
Ben miyim yoksa, akıl mı beni yönlendiren,
Düşünceler,
Elimde tutmak istiyorum onları,
Göstermek istediğimdendir belki de herkese,
Ya onları da çekerse kendi karanlık sularına,
Karanlığı göstermeye hakkım var mı?
Onlar hep karanlıkta göremediklerini sanırlar,
Gördükleri karanlık hâlbuki dikkatli baksalar,
Bakmazlar,
Göremediklerinden değil, görmek istemediklerinden
Peki arkamı dönüp gitsem,
Yorganın altına girsem küçük çocuklar gibi,
Karanlığı karanlığımla saklasam kendi içimde,
Ama bir şeyler saklanırken göremez ki insan,
Bilir sadece bir yerlerde olduğunu,
Hisseder belki de,
Duygular göreceli kavramlardır,
Düşünceler ezer onları gerçekliğiyle
Sanki kıpırdıyorsun artık, kaçıyorsun yine benden
Korkum mu seni benden kaçıran,
Kaçman mı beni korkutan?
Ne kadar da karanlık, görmek istiyor muyum?
Hiç bu kadar güzel karanlık görmemiştim…
Etiketler: şiir
Farkında olduğu tek şey tabuttu. Artık siyahlaşmaya başlamış, kenarları yosun tutmuş, bir zamanlar her birinden farklı tomurcuklar çıkan dallardan yontularak yapılmış koca bir tabut. Dudakları hafifçe büzüldü ve o küçümseyici gülümsemesinin yüzünü yayılmasına izin verdi. Tahtanın çürümüşlüğü üzerine kurulmuştu yosunun yaşam enerjisi tıpkı arkasında duran birçoğu gibi. Renkleri yeşil olsaydı belki yosunlardan farkları olmazdı diye düşündü ve eğer öyle olmuş olsalardı gerçektende, sadece görünüşleriyle bile onu eğlendirebilirlerdi. Tabuta bakmıyordu aslında görmek istediği tek şey çürümüş ahşabın altına sıkışmış ölümün o saf hiçliğiydi. Ağacın ki gibi bozulmamış saflıkta bir hiçlik ya da aslında insanlar kadar bozulmamış bir saflık.
Hayatta en değer verdiği kişi birkaç dakika sonra toprağın altındaki bir kaç canlı için öğle yemeği olacaktı. Midesinin burkulduğunu hissetti ve bu histen kurtulmak içinde olsa başını diğer insanların yüzüne doğru çevirmekten sakındı. O tabutun içindekinin değerli olmasının sebebi baktığında gerçeğin ürperten soğukluğunu hissettiren bir yüz ifadesi veya hiçbir gücün sanki eğemeyeceği vücut hatları değildi, farkına varmasını sağladığı doğrulardı. Sanki sadece doğrular mı diye sordu kendine -eğlenmişe benziyordu- “ya diğer verdikleri?”
Ustası ona insanların yüzünde gerçeği görebilme yeteneği vermişti ve verdiği birçok şey gibi buda ruhunda derin yaralar açmıştı. Gerçeği her zaman güzel bir kadına benzetirdi. O kadın ki her erkeğin kopardığı bir parçayla daha da çirkinleşen ama bir o kadar da güçlenen. İşte gerçeklerde tam böyleydi. Hepsi yalanlar ile sarmalanmıştı. Her yalan gerçekten bir şeyler koparıp kendine bir vücut ediniyordu ve bu vücut ne kadar büyürse gerçeğin çirkinliğini gördüğünde bastırmaya başaramadığı o burkulma hissi de o kadar da güçlü oluyordu.
Gözlerini hala tabuttan ayıramamıştı. Gerçekle yüzleşmek adına şu anda en ufak bir cesaret duymuyordu ama ustasına verdiği söz hala aklındaydı. Cenaze töreninde bakabildiği kadar insana bakıp görebildiği kadar şey görmeye çalışacaktı. “Bu sana muhtemelen son dersim olacak” demişti ustası “ama etkileyici olmasını umuyorum.”
Hem ustasına verdiği sözün etkisiyle hem de son dersin ne kadar etkileyici olabileceği heyecanıyla zor da olsa gözlerini tabuttan ayırabildi. Dünyanın döndüğünü kanıtlamak istercesine çok küçük açılarla başını ağaçlıktan insanlığa doğru çevirmeyi başardı. İlk dikkatini çeken ustasının eski karısı olmuştu.
Dikkatlice bir süre ona baktı. Üzüntülü olduğu açıkça görülebiliyordu ama çırak üzüntüsünün sebebinin sadece ölüm olmadığını biliyordu. Kırgınlık ele geçirmişti bütün yüz ifadesini, eski bir ayrılığın ağırlaşmış yükü altında eziliyordu belli ki, sonra gözlerindeki hayal kırıklığını fark etti. Belki de ondan isteği çocuğu hiçbir zaman yapamayacağını artık anlamıştı. Ustasının çocuklar hakkında düşündüklerini bilseydi bu kadar istekli olup olmayacağını merak etti. Sonra alnındaki kırışıklığın arkasındaki nefreti gördü. Orada kırışıklık tepelerinin arkasında sinsice durup bütün olup biteni inceliyordu. Onun oluşmasını sağlayan gözlerindeki hayal kırıklığı, yüz ifadesi veya her ikisi de olabilirdi.
Dünya dönmeye devam etti ve durduğu anda karşısında irice hatlara sahip genç bir adam vardı. Keskin köşeli çenesi kararsızca titriyordu. Bütün hayatı boyunca hep abisinin gölgesi kendi gölgesi olmuştu. Trajik bir şekilde bulutlu hava diğerleri gibi onunda gölgesini de var ile yok arasında bir yerde bırakmıştı. Adam tedirgince yerinde olması gereken ama şu anda sadece hafif bir karartıdan ibaret olan silik gölgesine bakıyordu. Kaşları çatılmıştı içinde bulunduğu durum yüzünden, abisine olan minnettarlığı ve kızgınlığı arasında sıkışıp kalmıştı. Bunca yıllar ona yaptıkları için memnuniyet mi duymalıydı ya da böyle onları bırakıp gittiği için kızgınlıkla karışık kırgınlık mı? Ama çırak bariz bir şekilde terazinin ikinci kefesinin ağır geldiğini artık sabitleşmeye başlamış çenesinden anlayabiliyordu.
Dünya dönmeye devam etti ve durduğu anda bu sefer yüzü ustasının oğluna dönüktü. Bu sarışın mavi gözlü çocuğun yüzünde çok daha masum ifadeler vardı. Önce dudaklarının alınmamış bisikletin kızgınlığıyla büzülmesini izledi. Hiç bu kadar masum bir kızgınlık görmediğini kendine itiraf etmekte zorlanmadı. Duygularda tıpkı kristaller gibiydi. Baktığınız açıyı değiştirdikçe onda sevdiğiniz renkleri görebilme şansınız hep olurdu.
Tam o rengin güzelliği karşısında kendini kaybediyordu ki birden her şey kararmaya başladı. Yüzü olmayan güneşe dönük değildi bu sefer karanlığın içindeki siyah noktaya takılıp kalmıştı. Buradan bakıldığında ufak bir nokta için ne kadar derin gözüküyor diye düşündü. Hep karanlığın çekiciliğine karşı bir ilgisi vardı, orda karanlığın içinde her zaman bir şeylerin saklı olduğunu bilirdi ve bu karanlığa karşı da pek fazla dayanacağını zannetmiyordu.
Orada, arka tarafta sessizce duran bir kişiye aitti bu karanlığın kaynağı. Ama ışığı emmiyordu bu kaynak yaptığı tek şey karanlığı yaymaktı ve ışıkta önünde eğilerek geçmesine izin veriyordu. Sanki bu karanlığın içinde, bütün duyularının etrafında bir ağ vardı ve ne kadar arkasına geçmeye çalışırsa o kadar bu ağ tarafından sarmalanıyordu. Durdu ve gerçeğin keskin parçalarını birleştirmeye çalıştı. Parçaların ellerinde açtığı yaralara karşılık net olarak gördüğü tek şey umutsuzluktu bu karanlığın içinde. Kaybın umutsuzluğu diye düşündü kendi kendine ama gerçeğin bu olmadığını itiraf etmesi pek uzun sürmedi. Birden irkildi ve uzun bir süreden sonra yetenekleri hakkında ciddi derecede şüphe duydu. İşte bu şüphenin tatlılığı içinde dikkatini kaybetmeye başlamıştı ki birden beklemediği bir şey oldu. Yoksa aslında beklediği şey tam olarak bu muydu? Düşündüklerini okurmuş gibi arkadaki gizemli adam ona doğru bakışlarını çevirdi. Bakışlarındaki var olan o arayış havası onu gördüğünde birden bire sanki hiç var olmamış gibi ortadan kaybolmuştu. Midesindeki burkulma hissinin birden geri geldiğini hissetti ve aynı anda ona karşı koymaya çalıştı. Kısa bir direnmenin ardından bunu atlatmayı başardı. Bu sefer midesinde burkulma hissetme sırası karşı taraftaydı ama oda bunu atlatmış gözüküyordu.
Meraklı gözler belli bir süre birbirlerini izlediler. İkisinin de burada olmalarının sebebi şimdi açıkça ortaya çıkmıştı. Zaten ustası hiçbir zaman başkalarının düşüncesine önem vermemişti. Cenazede de bütün herkesin gözünde gerçeği aramasını istemesinin tek sebebi birbirlerini bulmalarını istemeleriydi ve bunu başarmıştı da. Şimdi öylece durup birbirlerine bakıyorlardı. Sonra bu gizemli yabancı da bir şeylerin çok tanıdık olduğunu fark etti. Tıpkı aynada kendine bakıyormuş gibi tanıdık. Kendini izliyormuş gibi tanıdık.
İzlemeye başladığı kişinin kendisi olduğunu fark etmesi uzun sürmedi. İşte fark ettiği bu noktada gizemli kendi başını çevirerek tabuta bakmaya başladı. Çevresindeki bütün duygularını görmesini engelleyen ağ kalktı ve her şeyi daha net gördü.
Umutsuzluk bütün yüzünü, vücudunu kaplamıştı. Kaybettiği bütün değerler, yaşadığı bütün acılar, yüzünde her biri birbirinden derin izler bırakmıştı. Bir leke çaresizliği anlatır biçimde sanki yüzünden kayıp gidermişçesine orada duruyordu. Bir diğeri ise mutluluğun verdiği hazzı anlatır gibi kabarmıştı. Ama kabarıklığın fazla uzun sürmeyeceği belliydi. Çok geçmeden mutluluğun sakladığı bütün acılar daha da acı verecek şekilde ortaya çıkacaktı. Kendi için üzüldü, belki de kendi kendine tiksindi. Buradan ne kadarda aciz görünüyordu, ne kadar da duygusuz kim bilir.
Kendini görmesinin bu kadar da acı verebileceğini tahmin etmemişti. Sanki duygular onu çepeçevre sarmış ve her biri vakti geldiğinde kendi silahıyla acı çektirmek için elinden geleni yapıyordu. Bu acıya daha fazla tahammül edemeyeceğinin farkındaydı. Yapması gerekeni düşündü ve acıdan kurtulmak için aklına ilk gelen şeyi yaptı, bir maske yaratmaya karar verdi. Bu maske onu insanlardan koruyacaktı, bu maske çürümüşlüğün içine kadar işlemesine izin vermeyecekti, bu maske duyguların onunla oynarken verdiği ızdıraba bir kalkan görevi görecekti ve bu maske saf kalması için ihtiyacı olan tek şeydi.
Maskeyi eline alıp takmaya hazırlanıyordu ki çevresindeki yüzlerce maskeli yüzü fark etti. Her biri birbirinden farklı onlarca maske ve bu maskenin altına saklanmış onlarca korkak yüz. Maskelerin her biri birbirinden farklı işlenmişti, hepsi birbirinden gösterişliydi. Kimileri daha ilk bakışta cezp ediyordu, kimileri masumiyetin çekiliciliğini parlak renklerle çizmişti maskesine, bazıları bu kadar iddialı değildi ama onların maskeleri fark edilmesi daha zor olanlardı.
Bu sefer gülümsemesinin yüzüne yayılmasını engellemedi ve kahkahası ölümün sessizliği içinde çınladı. Ne kadar da komik gözüküyor olmalıydı hâlbuki kendi maskesinin içinde üstelik de yeşil maskesindeki en belirgin renkti. Renkleri yeşil olsaydı belki yosunlardan farkları olmazdı diye düşündü ve eğer öyle olmuş olsalardı gerçektende, sadece görünüşleriyle bile onu eğlendirebilirlerdi.
Etiketler: Hikaye
Hayatı her aradığımda seni buldum
Tıpkı ölümü her aradığımdaki gibi
Sana ulaşmaya çalışmadığımda
Fısıldadığını duyabiliyorum
Korkum beni ele geçiriyor
İlizyonlar
Nefes aldıklarını hissedebiliyorum
Ama sanki beni göremiyorlar
Tekrar aklımı kaybediyorum
Korkusuzum
Acımı bana geri ver
Karanlık tarafından sarılmak istiyorum
Sakinliğin huzurunu yaşamak,
Uykusuzum
Bana tadından bahset
Onun zevkini çıkar
Değersizim
Değerini onlara göster...
Etiketler: şiir
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa